M A V i bi dünyaya HOŞGELDİNİZ!

Bilgisayar&Teknoloji













Şubat 2011 v4.1

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Önerdiğim Siteler








Bir kenarda duranlardan..

Şubat 2011 MaviDem

Hasan amcanın siyah torbası!


Anadolu'nun haritada arasanız kolayca bulamayacağınız bir köşesi. Haftada bir kurulan pazar yüzünden her zamankinden hareketli bir günü. Köylerden sebze-meyve satmaya gelenler, yaklaşan bayram alışverişini erkenden bitirme derdinde olanlar aceleyle oradan oraya koşturmakta.

Kolay mı? Hem köy minibüsleri birazdan kalkacak. Hem de birdenbire hızlanan yağmur yüzünden pazarın dağılması an meselesi.

Küçük karakol binasının penceresinden dışarıya bakan emektar komiser bir yandan çayını karıştırırken diğer yandan da memleketini düşünmekte. Hani bir emekli olabilse döneceği memleketini. Havasını, suyunu, hatta altında belki yüz defa ıslandığı yağmurlarını.

Dış odada daktiloda birşeyler yazan genç polis memurunun çıkardığı ses te olmasa temelli dalıp gidecek Osman komiser. Serinleyen havaya rest çeker gibi daha bir azimle yanan sobadan gelen sıcaklığa sobanın üstüne bırakılan portakal kabuklarının kokusu karışınca komiser farkında olmadan yine çocukluğunda gezinmeye başlıyor her defasında.

Kapının sertçe vurulmasıyla uyanık gördüğü rüyasından uyandı Osman komiser. Daha "gel" demesini beklemeden buruşuk şapkası avucunda, yağmurdan sırılsıklam bir adam ve yanında biraz önce daktiloda yazı yazan polis memuru odaya girdiler. Polis memuru komiserinin yüzüne "inan zaptedemedim" der gibi baktı suçlu suçlu.

Daha selam vermeden üst perdeden "Gomserim benim çantam çalınmış, dünyam yıkılmış, sen sıcak yerinde keyif çatıyon!" diyen adama şaşırmış bakışlarla baktı komiser. Geçti, koltuğuna oturdu. Eliyle sandalyeyi gösterip "Otur bakalım ağa, otur da tane tane anlat bakalım, ne oldu?" dedi.

Adam kriz geçirir gibiydi: "Ne oturacam! Ortada hırsızlar ipini koparıp geziyo, sen bana otur deyon! Belki hırsız tee şehere gadar vardı, sen daha oturacan mı gomser?" cümleleri yıllanmış karakol binasında yankılanıyordu.

Kızsın mı gülsün mü karar veremeyen komiser köylünün yüzüne kendini zorlayıp tebessümle bakmaya çalıştı. "Tamam ağa, ayakta anlat ne oldu bitti! Ama tane tane anlat, yaygara yapmadan anlat! Sen anlatmasan müneccim miyim de bileyim derdini?" dedi..

Çok geçmeden gerçek anlaşılmıştı. Köylü adam sabah hayvan pazarına gelmiş, hayvanlarını satmış. Alışverişinin yapmış, kalan parayı da alışveriş yaptığı torbanın içine bayramlık gömleğin cebine koymuş. Torbayı da bir yerde unutmuş.

Komiser: "Torbanı nerede unuttuğunu biliyor musun?" diye sordu.

Köylü adam: "Şinci, göynek aldım, ordan başka yerden hanım basma ısmarladıydı onu aldım, saçım sakalım kestirdim, sonra aşhaneye gedip yemek yediydim, ordan caminin orda ayakyoluna girdim, sonra yağmur yağdı, bazaryerinde kaveye girdim!" diye habire saymaya devam etti.

"Torban ne renkti?" diye sordu komiser.

"Aha böyle gara bi torbaydı. Ama şu gadar böyüktü. İçinde göynek varıdı, basma varıdı, param varıdı. Ben netçem şinci! Hırsız evine varıp yatmıştır bilem, sen burda sıcacık yerinde oturuyon!" diyordu kurulmuş plak gibi köylü adam.

Komiser ne kadar zor ve can sıkıcı bir durum yaşandığını daha iyi anladı. Bir kere küçük kasabada hırsızlık diye bir vaka yoktu yıllar boyu. Adam belli ki bir yerde unutmuştu torbasını. Uğradığı yerlere de bakmadan karakola koşmuştu. İşin bir başka can sıkıcı tarafı da kayıp torba hakkında bilinen tek şey vardı: Siyah bir torba, o küçük kasabada bile belki yüz kişinin elinde görülebilecek siyah bir torba.

...

Beş dakika sonra komiser yanına genç polis memurunu da alıp kasabanın pazaryerindeydi. Tabii her önüne gelene karakolda anlattıklarını belki yüzüncü kez aynı kelimelerle anlatan köylü adam da yanlarında. Neyse ki yağmur durmuştu da bakılacak yerlere daha çabuk göz atıp adamın yaygarasını susturma ihtimali kolaylaşmıştı biraz.

Köylü adamın gömlek aldığı yere uğradılar, adam elinde torbayla çıkmıştı buradan. Karısına basma aldığı dükkanda da yoktu meşhur siyah torba. Berber dükkanında da sağa sola bakıldı, torba yoktu. İşin kötüsü berber de hatırlamıyordu traş olduktan sonra köylünün torbası var mıydı diye..

"Hadi birde lokantaya bakalım!" dedi komiser. Köylü adamın tanıdık tanımadık her önüne gelene derdini anlatmasıyla toplanan kendi çapında bir kalabalıkla beraber lokantaya yaklaştılar. Lokantaya beş on adım kala köylü "Aha gomserim, vallaha torbam bu idi. Bu adam da hırsız ellaam. Helal param var imiş ki buldum" diye elinde siyah torbayla lokantanın arka kapısından çıkan gariban görünüşlü adamın yakasına yapıştı.

Komiser yanındaki polise "bu Hasan amca değil mi?" dedi. Genç polis kafasıyla onayladı. Komiserin aklı karışmıştı. Kendi halinde yaşayan, kimsenin bir kötülüğünü görmediği yaşında başında Hasan amcaydı bu. Hatta memur lojmanlarına her yıl gelen devlet kömürünü oğluyla beraber taşıyan, memurların kendi aralarında topladığı hamal parasını alırken bile "bu kere almasak komserim" diye her defasında mahcup mahcup gözlerine bakan Hasan amca..

Bir anda kırk şey geldi geçti komiserin gözünün önünden. O arada köylü gitmiş Hasan amcanın yakasına yapışmıştı. Bir yandan da bağırıyordu "hırsızı yakaladım, torbamı ver hırsız, boyundan posundan utan" diye bağırarak.

Genç polis, komiserinin göz işaretiyle gitti köylüyle Hasan amcayı ayırdı. Komiser gözlerinin içine bakarak : "Torbanı aç Hasan amca, bu arkadaş torbasını kaybetmiş. Onun torbası olmadığını anlayalım, sen de yoluna git!" dedi.

Sanki suçüstü yakalanmış gibi çevrede toplanan kalabalığın ortasında iyice ezgin duruyordu Hasan amca. "Komserim, inan bildiğin gibi değil. Torba benimdir, istersen aşçıya sor!" dedi usulca.

Komiser daha ağzını açamadan köylü adam bütün gücüyle bir yumruk savurdu Hasan amcaya. "Benim torbama sahip çıkmak neymiş, gör bakem!" diye bağırırken adamın elinde sıkı sıkı tuttuğu torbaya da asılmıştı.

Zaten ufak tefek biri olan Hasan amca yumruğun etkisiyle yere düşmüştü. Burnundan gelen kanı eskimiş ceketinin yeniyle silmeye çalışıyordu. Köylü adam torbayı bir daha kuvvetle çekip koparınca da mahcup bir şekilde düştüğü yerde kalmıştı.

....

O an olay yerine gelen meraklı kalabalık ta dahil herkesin yürekleri sızlamıştı. Köylü adamın bütün gücüyle çekip kopardığı torbadan parça ekmekler saçılmıştı etrafa. Bir de küçük bir kavanoza doldurulmuş mercimek çorbası. Daha doğrusu kırık kavanozla birlikte çamura karışmış sarımsı bir sıvı sadece.

Gürültüye çıkıp gelen lokantanın hem sahibi, hem aşçıbaşı olan adam durumu anlamıştı. Başı ellerinin arasında çöküp kalan Hasan amcanın yanına sanki kendisi de suçluymuş gibi çömelmişti.

Yanlarına gelen komiser soran gözlerle baktığında konuşmaya başladı aşçıbaşı:

- Bugün buranın pazarı komserim. Hasan amca haftada bir gün sabah ezanıyla gelir. Temizliği yapar, sobayı yakar, bulaşığa yardım bile eder. Temiz, zararsız adamdır. Bugün biraz erken gitmek istedi. Bi saat önce benden yevmiyesini alıp askerdeki oğluna para gönderdi. Utana sıkıla bana gelip "Deyzen keyifsiz, tencerede kalan çorbayı bi de parça ekmekleri versen de haftaya yevmiyeden düşsen olur mu?" dedi. Tencereye başka yemek te koyalım desem de olur dedirtemedim. Durum böyleyken böyle komserim!" dedi...

Bunca yıldır böyle şeyler hissetmemişti komiser. Genç polis, komiserine "ne yapalım komiserim?" diye sorarcasına baktı ve onu ilk defa gözleri dolu dolu gördü.

Yağmur başlamıştı yine. Ve daha bir kararmıştı gökyüzü..

Hasan amcanın koluna girdi komiser. "Hadi lokantaya girelim, yağmurda ıslanmaya gelmez!" dedi. Bir cümle daha kurması gerekse çocuk gibi ağlayacağının farkında bir halde...

............

Paylas



Çok önceleri karalanmış bir hikayeydi... Okuma zahmetine "eyvallah" diyenlere teşekkürlerimle...

.....

Şubat 2011 MaviDem

Arşivden


© MaviDem.com v4.1 - Şubat 2011 İçerik ve Tasarım