İsimsiz ve Resimsiz Spor Sayfası..
Spor : Futbol...
Güzel yurdumda spor kavramından genelde futbol anlaşılır bilirsiniz. Belli yaş periyodundaki mavi nüfus cüzdanlı vatandaşlarımız voleybol, basketbol, yüzme ve tenis gibi sporlarla da ilgilidir. Ama bu sporlarda özellikle bayanların forma giydiği takım oyunlarına yoğunlaştıkları için böyle öğretici ve ilim-irfan kaslarını geliştirici bir sayfada değil ilerleyen zamanlarda kulakları çınlatılabilir... (Neyse, konu telefonu çektim direkten moduna girmesin..)
"Spor eşittir futbol" romantizminde yaşayan bir ülkeyiz. Futbol yalnız ve güzel ülkemde başlıbaşına yüzbinlerce insana ekmek parası kazandıran bir sektör.
Futbol takımları, yöneticileri, antrenörleri, diğer personeli, stad önlerinde korsan forma-bayrak-bere satanlar, karaborsa biletçiler, tükürük köfteciler, sucular-çekirdekçiler, açık tribüne izolasyon köpüğünden imal minder satanlar dedikçe listenin büyüklüğü ve istihdam gücü daha iyi anlaşılır zannedersem.
Eskiden anne-babalar "ben okulu bırakıp futbolcu olacağım!" diyen çocuklarına "ben davulcuyla evleneceğim!" diyen evin tek kızına nasıl davranılırsa öyle davranılırdı. Ama futbolun maddi boyutu o denli gelişti ki artık artık anne karnında çocuğa Cristiano Ronaldo ve Messi maçları izletilir oldu. Bizim zamanımızda yeni doğan bebeklere dedelerinin adı verilirdi genelde. Bir ara artist isimleri popüler olmaya başladı. Ama futbol furyası başlayınca çocukların adı "Sergen, Rıdvan, Tanju" olmaya başladı. Şimdilerde ise Arda, Volkan, Gökhan gibi isimler nüfus cüzdanlarında baş köşelerde.
Bizim çocukluğumuzda zorla okula götürülen yaş dilimi şimdi futbol takımlarının altyapılarına gönderiliyor. Eskiden milli piyangodan başka zengin olma rüyası olmayan jenerasyon şimdi çocuklarını önce Fenerbahçeye, Beşiktaşa, sonra da Real Madrit veya Chelsea'ye transfer olmuş görüyor sabaha karşı düşlerinde.
Bir de fanatik derecede bir futbol takımı taraftarı olmayı dünyada en büyük nimet sayanlarımız var. Bu fanatiklerin yeni baba ve hatta anne olmuşları da kendi içlerinde patolojik araştırma gerektirecek kadar ilginç..
Daha Pamuk Prenses'in 7 cücesi kadar boyu posu olmayan çocuklarını da kendi tuttukları klübün taraftarı olmaya zorlayan babalar, hatta anneler bile var. (Örneğin) Baba Fenerbahçeli, anne Galatasaraylı. Çocuğun bezlerini bile klüp renklerinden almayı anayasada olmasa da çok önemli bir kanun maddesi sayan bu tür anne-babalar yüzünden çocuklar kimbilir neler çekiyordur? Baba sarı-lacivert eşofmanı giydirir çocuğa, anne de penaltı kaçırmış acemi forvet hızıyla ve hiddetiyle-şiddetiyle hemen sarı-kırmızı beresini ve atkısını sarar çocuğa ağustosun ortasında. Çocuk yaz günü tavuskuşu kostümü giymiş eskimo gibi gezmekten perişan olur haliyle.
Böyle fanatiklerin başrolde olduğu fıkralar da sevilir. Onlardan birini yazalım mı? (Yazıyorum bile.. Ben fıkrayı Fenerbahçelilere hediye ettim, siz eşe dosta anlatırken başka bir takımın adını kullanabilirsiniz.. ;) )
Fanatik Fenerbahçeli baba 5 yaşında oğlunu lahana gibi sarmış sarmalamış Fenerbahçe maçına götürmüş. Maçın tadı açık tribünde çıkar denir ya, almış oğlunu da omuzlarının üstüne maçı izlemeye başlamış. Çocuk bir saniye bile susmadan bağırıyormuş: "Lugano kornere yardıma git, O top ıskalanırmı kazma Selçuuk, yaz bu frikiği be Alex, topu elinle tut be Volkan, başka yerinle değil!!!! Yuh be hocam, ne faulü ya!"
Maç boyu çevredekiler o kadarcık çocuğun futbol bilgisine hayran kalmışlar. Bir ara baba aniden çocuğu omuzundan indirmiş ve iki tokat patlatmış. Yanında maçı izleyenler ne olduğunu anlamadan sormuşlar: "Abi neden vurdun ki çocuğa, bak herşeyi ne güzel öğrenmiş?" Adam burnundan solur bi halde söylenmiş: "Eşşoğlu eşşek her haltı öğrendi de baba çişim geldi demesini öğrenemedi!" ( ;) )
Hepinize spor dolu günler.. :) Paylas





