Yazabilmek..
Hayat ne Demek?
Hepimiz yaşıyoruz sözüm ona. On milyonluk bir şehrin göbeğinde veya dağ başında. Adı farklı olsa da telaşlarımızla ve hayallerimizle.
Her geçen gün bir öncekine benzemekte ısrarlı. Hep geçip giden birşeyleri yakalama derdindeyiz. Hiç bitmeyecekmiş gibi duran güzel şeylere veda etmemiz an meselesi. Düşlerimize giren hayallerimiz belki bir nefes sonrasında yalandan ibaret.
Hepimizin hayata dair söyleyecek çok şeyi var mutlaka. En sessiz sakin yaşayanımızın bile heybesinde filozof misali cümleler.
Hayatı çözmeye çalışmak belki bin yıllık telaşımızın adı. Hayat kazanmak mı kaybetmek mi? Mutluluklar mı önemli, o mutlulukları hakederek yaşamış olmak mı?
Aşk hayatın kanunu, pusulası mı yoksa yedi renkten biri mi sadece yaşamak denen gökkuşağında? Kavuşulan aşklar mı büyüktür ayrılığa mahkum olanlar mı? Gidenler mi suçludur, gidenlere kör kalıp inadına onları kalbinde taşımaya devam edenler mi?
Sıcacık evinde televizyon karşısında geçirilen saatler mi daha değerlidir? Yoksa "aşık dediğin Mecnun misali kör, ne bilsin alemde ne mevsimidir?" dercesine karanlık bir pencerede belki de hiç gelmeyecek birini beklediğin zamanlar mı?
Birini gözünde büyütmek midir aşk? Yüreğinde bir yangın gibi büyüyen bir sıcaklığa bahşedilen isim midir yoksa?
Neden en güzel şarkılar genelde ayrılıktan dem vuranlar olur hep? Daha yolun başında ayrılığı beynimizin bir köşesine mıh gibi çakıp, geçen her günde o korkuyu yaşattığımız için daha güzel olabilecek zamanları hiç ettiğimiz ve ayrılık mevsimi göründüğünde "bu şarkı beni haklı çıkardı!" tesellisine sığınışımızdaki yalancı huzurdan mı?
Neden bazı zaman dilimlerine diğerlerinden daha iyi veya kötü anlamlar yükleriz? Beraber yaşanan son gecenin bittiğini yüzümüze vuran sabah güneşine neden düşman kesiliriz? Aynı güneşin doğuşu ağır bir hastanın penceresinden göründüğünde "bu gece de ölmedim!" müjdesi değil midir?
Neden hep en uçları yaşamak anlamlı sayılır? Adına sevgi, aşk veya her ne denirse densin neden hep ilk görüş ve ayrılık anları akılda kalır?
"Yine yakmış yar mektubun ucunu!" tadında ince şeyler yaşamak neden komik görünür çoğumuza artık? Neden "naif" duygular yerine dediği dedik kalıplara hapsederiz birşeyleri, herşeyi?
Ve neden hep sorularımız vardır aşka meşke, mutluluğa, hayata dair? Neden çözmek istemeyiz kördüğüm misali bir yaşamak faslını?
Biter.. Ama biter mi? Paylas
Çok önceleri karalanmış bir hikaye..
Sizce?





