Dün Gibi!..
Dünde kalmış bir çocuğun cümleleri...
Doğduğum günü hatırlamıyorum maalesef.. Açıkçası o günü de hatırlayabilmeyi ve "daha dün gibi" diyebilmeyi isterdim. Üç günlük dünyaya ve balık hafızası ruhuma inat cümlelerim...
Daha dün gibi... Kadife pantolonum, kadife ayakkabılarım. Bildim bileli beli bükük anneannemi çocukça bir çekinmeyle kucaklamam. Dedeme sıkı sıkı sarılmam. O "İstiklal" Savaşını anlatırken nefes almadan dinleyişim. Her dem sakallı haliyle yanağımdan öperken boynuna ilmeklenmiş kollarımı daha bir sıkmam, kendimi güvende hissetmem...
Daha dün gibi. Her sabah, ama her sabah babaannemin yanına koşturmam. Onun gözleriyle kurduğu "oğlumun tek oğlu" sevgi cümlesini aramam, her defasında bir saniyeden uzun sürmeyen o bekleyişle mutluluğu adını koymadan yaşamam. Yılda birkaç kez halalarıma gidişinde sanki bir daha göremeyecekmişim korkusuyla ağlayışım. Her dönüşünde önce bana sarılmasını beklemek ve hiç yanılmamaktaki "beni herkes çok seviyor" duygusu..
Daha dün gibi siyah önlük-beyaz yakalıkla ve boyum kadar çantayla ilk okulumda ilk günüm. Bir sürü ben, bir sürü korku. Andımızı, İstiklal Marşını okumam. Dünyanın en iyi öğretmeninin öğrencisi olmanın en güzel bir şey olması. Revasiye hocaların en birincisinin sorduğu her soruya parmak kaldırmam, arkadaşlığın tadını almam.
Dedem gidiyor bir kış günü en sevdiğinin yanına. Tabutuna sarılmış iki zayıf kol, ölüm acıtırmış çocuk ruhunu.. Bundan sonra kim anlatacak bana İstiklal Savaşını, sanayağlı-reçelli ekmeğimi yerken kim alıp götürecek beni at sırtında Afyon cephesine?
Birkaç yıl sonra bir yaz günü "erkekliğe ilk adım" operasyonu. Bugünlerle kıyaslandığında inanılmaz mütevazı ama bugünlerle kıyaslanamayacak kadar güzel, sıcak, bambaşka haller. Bir fotoğraf makinesinin içindeki filmin "yanması", hayallerimin yanması, anılarımın yanması, hatırladıkça belki çocukça ama şimdi bile ciğerimin yanması.
Daha dün gibi siyah önlükten gömlek kravata terfi günleri. "Büyüdüm" olmak. Daha geçen yıl siyah önlükle geçtiğim yollardan "abi" olarak geçmek. Yılmaz hocadan adam gibi tarih, Mihriban hocadan Türkçe, Oğuz ve Nurgül hocalardan resim&müzik öğrenmek. Son demlerde Sabit hocayı tanımak, "Sakarya" şiirini başka kimsenin o kadar güzel okuyamayacağını anlamak. Çat-pat platoni mevsimi bünyede. Üstelik bir de dikili ağacım var artık şu fani dünyada, Meslek Lisesi bahçesinden ç-alıntı demir tozuyla beslediğim.
Daha dün gibi elimde kumaştan bir bavul "liseli" olmak. Evden ayrılmak kırık dökük. Her sabah saat 5'te tren düdüğüyle ranzadan fırlamak. Başlarda uyku haram, sonrasında yarı uyanıklık, "saat 5 olmuş, vukuat yok" olgunlaşması. Keboy içmek, Eyüp hoca, İbrahim hoca ve yurt tayfası. Haftada 5 gün tam teçhizat intikal vaziyeti okula taşınma. Her gün şehitliğe yaklaşırken başlayan Fatiha faslı. Öğle paydosları stad önünde köfte veya Bolulu'da az çorba, bol ekmek durumları. Direnç, kondansatör, seri bağlantı, baskı devre ve rapido kalemleri, hayatımın en ziyan demleri...
-----------






