Acaip Milletiz..
Farklıyız, çünkü!
Dünyadaki en büyük atasözü ve deyim arşivi bizdedir. Sanki atalarımızın bir kısmı yememiş, içmemiş, hatta başka bir iş bile yapmamış sadece atasözü bulmuştur. Ve her zaman kendi durumumuza en iyi uyan sözü bulup kullanabilme gibi bir yeteneğimiz de hazırda bekler. Mesela: Alkol alan birine "İçki bütün kötülüklerin anasıdır!" sözünü hatırlattığınızda size hemen "Ana gibi yar olmaz abi!" diyebilir.
Hafızamız güçlüdür. Tuttuğumuz futbol takımının 15 yıl önce Papua Yeni Gine takımıyla yaptığı maçtaki ilk onbiri anında sayabilir bir çoğumuz. Ama çoğu zaman evimizin telefon numarasını sorduklarında "kem-küm" eder ve ezberden söyleyemeyiz. Ya da sünnet olduğumuz tarihi bütün meteorolojik ayrıntılarıyla hatırlarız ama çoğumuz evlilik yıldönümünü hatırlamaz. (Bayanlar hemen "he he he" demesin, onların arasında da 10 yıl önceki Brezilya dizisinde başrol oynayan hatunun her bişeyini bi kalemde hatırlayan, ama yemeğe tuz atmayı unutanlar bir milyondur..)
Biraz çifte standardı severiz. Filmlerde "fakir ama gururlu delikanlı"ya kızını vermeyen zenginin neredeyse yedi ceddini kalaylarız. Ama kayınpeder/kayınvalide adayı biz olduğumuzda damat adayının mümkünse dolay milyarderi olmasını isteriz.
Ya da yağmurda yanımızdan geçen arabanın sıçrattığı bir parmak çamur için dünyanın dörtte birini yakabiliriz. Ama aynı durumda direksiyonda biz olduğumuzda vay haline yayaların.
Ekonomi konusuna bakış açımız da farklıdır! Kahve veya dost sohbetinde memleketi kurtaracak formülleri sigara kağıdına döktürebiliriz. Ama pek çoğumuz ay sonunu getiremeyiz günlük hayatımızda.
Reklamlardan kolay etkileniriz! Şehrin öbür ucundaki markette 3 liraya satılan bir şeyi almak için 5 lira benzin veya dolmuş parası ödeyebiliriz. Hatta "Aaa, ne kadar ucuzmuş, gelmişken şunu da alayım!" der, o an ihtiyacımız olmasa da üçüncü spor ayakkabımızı, beşinci düz beyaz gömleğimizi ya da çantamızı alırız.
Çocuklara alışveriş yaparken hep bir beden büyük elbise veya 2 numara büyük ayakkabı alırız büyüyünce de giysinler diye. Ama hem çocuk büyüyene kadar aldıklarımız kesin eskir. Hem de yeniçeri çarığı gibi burnu beş karış havada ayakkabı giymekten ya da içine bir arkadaşının da aynı anda girebileceği kadar bol gelen elbiseleri yüzünden bunalıma giren çocuğa bakıp "Allah Allah, nesi var bunun?" deriz.
Teknoloji konusunda değme mühendislere dört tur bindirecek kadar bilgi sahibiyizdir! Led Tv'ler çıktıktan sonra normal Lcd Tv'lerin çöpe atılacağını biliriz. Ama evdeki televizyonun kumandasında yeni kanal ayarlamayı ya çocuğumuza yaptırırız veya komşudan rica ederiz. Modern zamanlardan geri kalmamak için 3G'li, Wi-Fi'li telefon alırız. Ama çoğu özelliğini kullanamayız bile. Hatta şarja takmayı bile unuturuz ve telefon açlıktan kapanır. Çünkü zor gelir teknolojiye alışmak..
Arabada emniyet kemeri takılmadığında yaygarayı basacak kadar zeki bir otomobil alırız paraya kıyıp. Ama kemer takmak özgürlük anlayışımıza ters gelir çoğu zaman. Ve arabayı kandırmak için ekstra para verip kemersiz toka alır yuvasına takarız. Ve her direksiyona geçişimizde kemer takmasak ta ötmeyen alarma bakıp "nasıl kandırdım seni" deriz.
Kuyrukta sıra beklerken gelen tanıdığa karşı da dost canlısı oluruz. Hemen önümüze geçiririz, mırın kırın edenlere "adamı tanımam etmem, zaten sıradaydı, lavaboya kadar gitmişti!" deriz. Numaramız tutmazsa ve ahalide isyan belirtileri görünürse elinden faturasını alır kendi faturamızla beraber yatırırız. Ama aynı durumu bir başkası yaptığında mini bir cinnet nedenimiz olur nur topu gibi. Ve haklıyızdır, çünkü uyanıklık yapmaya kalkmışlardır.
Orjinal çözümleri severiz! Saçları üstten açılan erkek vatandaşlarımız saçlarının bir yanını bir karış olana kadar uzatır. Sonra da (mesela) sağ kulağının hemen üstünden sola doğru yatırır ve bir avuç briyantini ver eder Japon yapıştırıcı niyetine. Tepedeki açıklık kapanmıştır, görev tamamlanmıştır. Ama açık havada karşıdan rüzgar estiğinde tipimiz elektrik prizine parmak sokan çocuk gibi ürkütücü olabilir. No problem..





